Tarihçe

16 Temmuz 2015 Perşembe | Samsun / Tarihi İle Samsun | |

Samsun'daki yerleşim geçmişi Eski Taş Çağına dek uzanmaktadır. Tekkeköy Mağaralarında keşfedilen ve MÖ 60000 ile MÖ 15000 yılları arasına tarihlendirilen katman şimdiye dek keşfedilen en eski yerleşimdir. Mağara yerleşiminde yaşayan bu insanlar topluluk bilinci gelişmemiş ve henüz üretici pozisyonuna geçmemişlerdi.

Tarih öncesi dönem
Karanlık çağların ardından MÖ 5000-3000 yılları arasında Anadolu'ya gelen Hattilerin bir kolu olduğu sanılan Kaşkalar, MÖ 3500'lü yıllarda Samsun'un 3 kilometre doğusunda Mert Irmağı kenarında günümüzde Dündartepe Höyüğü'nün bulunduğu yerde bir site oluşturmuşlardır. 15 metre yüksekliğinde, 200 metre genişliğinde ve uzunluğunda olan höyüğün kazıları sırasında en eski yerleşimin Bakır Çağına ait olduğu saptanmıştır. Tekkeköy Irmağı kenarında keşfedilen bir yerleşim yerindeki kazılar ise bu yerleşimin Geç Bakır Çağı ile Tunç Çağı özelliklerini taşıdığını, yerleşimde yaşayanların avcılık toplayıcılık ile geçinip Taş Devri aletlerini kullandığını göstermiştir ve yerleşimde herhangi bir yapıya rastlanmamıştır. Dündartepe Höyüğü ve Tekkeköy yerleşiminin yanı sıra kent çevresinde yer alan Kale Doruğu Höyüğü ve İkiztepe Höyüğü kazılarında bu yerleşimlerin köy tipinde olduğu ve küçük topluluklar tarafından kurulduğu belirlenmiştir. Ahşap evlerde oturan bu halkların avcılık, hayvancılık ve balıkçılık yaparak geçindiği, kumaş ve deri işleyebildiği, bakırdan alet, silah ve takı yapabildikleri saptanmıştır. Ayrıca yerleşim yerinin dışında keşfedilen mezarlıklarda yapılan incelemeler ölülerin kullandıkları eşyalarla birlikte gömüldüğünü ortaya çıkarmıştır. İkiztepe mezarlarında yapılan incelemeler burada yaşayan halkın Kuzey Karadeniz, Romanya, Bulgaristan ve Kafkas kıyılarında bulunan halklarla ırkdaş olduğunu kanıtlamıştır.

Hitit hakimiyeti dönemi
Kent, Kaşkaların ardından I. Murşili tarafından fethedilerek Hitit Krallığı topraklarına katılmıştır. Hitit döneminde özel bir durumu olmayan yerleşim yerine o dönem Eneti adı verilmiştir.

Amazonlar dönemi
Modern tarihçilikte varlıkları tartışmalı olsa da Amazonların Kuzey Anadolu'da yaşadıkları sanılmaktadır. Antik Çağ oyun yazarı Eshilos Amazonların Termodon kıyısındaki Temiskira köyünde yaşadıklarını ve erkeklerden nefret ettiklerini, tarihçi Heredot Amazonların İskit topraklarına uzanan macerasını, Diodorus ise Amazonların iyi ok atabilmek amacıyla tek göğüslerini kestiklerini aktarmaktadır.

Amazonların hangi tarihte Samsun çevresine yerleştikleri bilinmemektedir. Sadece kadınlardan oluşan bir topluluk olan Amazonlar bahçıvanlığı, biniciliği ve savaşçılığı biliyorlardı. Platon ve Sokrates'in aktardıklarına göre zamanla Batı Anadolu'ya doğru yayılmış ve Atina önlerine kadar gelmişlerdir. Herodot'un aktardıklarına göre Atina'dan dönmekte iken Amazon gemilerinin erkek gemicileri Atinalılar tarafından öldürülmüş, gemiciliği bilmeyen Amazonlar kaçarken açık denizde ölmüş ve ülkeleri de yerli kavimler tarafından işgal edilmiştir.

Kolonileştirme dönemi
Kent, MÖ yaklaşık 1182'de Hitit İmparatorluğunun çöküşünü takiben Frigler tarafından ele geçirilmiş ve tahrip edilmiştir. Aynı dönemde Kimmerler de Doğu Karadeniz'de yer alan kentleri yakıp yıkmışlardır. Lidya Kralı Giges Kimmerleri yenilgiye uğratıp bölgeden kovmuştur fakat bu dönemde Samsun harabe haline dönmüştür. Bunun üzerine eski kentin güneybatısına yeni bir yerleşim kurulmuştur fakat kimler tarafından ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. MÖ 562 yılında Miletli denizciler ve göçmenler şehre yerleşmiş ve bir koloni kurmuşlardır. MÖ 546'da ise Lidya Kralı Krezüs ile Ahameniş İmparatoru II. Kiros arasında geçen savaş sonrası şehir Pers hakimiyetine girmiştir.

Pers dönemi
Ahameniş İmparatorluğunu yeniden örgütlemeye girişen I. Darius döneminde Samsun, Kapadokya Satraplığının hakimiyet bölgesi içine alınmış ve tiran unvanı taşıyan askerî valiler tarafından yönetilmeye başlanmıştır. MÖ 331 yılında III. Aleksandros'un Persleri Gaugamela Savaşı'nda yenilgiye uğratıp Ahameniş İmparatorluğunu Makedonya topraklarına katmasıyla birlikte Samsun da Makedon hakimiyetine girmiş, böylece kentte askerî temelli bir yönetim anlayışından tekrar demokratik yönetime dönülmüştür.

Pontus hakimiyeti dönemi
III. Aleksandros'un ölümüyle birlikte zayıflayan ve parçalanan Makedonya'dan bağımsızlığını ilan eden bölgelerden biri de I. Mitridat Ktistes liderliğinde Pontus Krallığı olmuş, Samsun da krallığın toprakları içerisinde yer almıştır. Kral olduktan sonra önemli atılımlar yapan ve Kırım'a kadar krallık topraklarını genişleten VI. Mitridat, MÖ 85 yılında Roma Cumhuriyetine saldırmış, savaş yirmi beş yıl sürmüştür. VI. Mitridat bu dönemde tanınmış Romalı generallerden Lucius Cornelius Sulla, Lucius Licinius Lucullus ve Gnaeus Pompeius Magnus'a karşı zaferler kazanmıştır. MÖ 63 yılında Lucullus lejyonlarıyla Samsun, Sinop ve Trabzon'u ele geçirmiş, Pompeius ise VI. Mitridat üzerine yürümüş ve kesin bir zafer kazanmıştır. Oğlunun kral naibi olduğu Kırım'a kaçan VI. Mitridat oğlu tarafından ihanete uğramış, zehir içerek intihar etmek istediyse de zehire olan bağışıklığı sebebiyle ölmemiştir. Bunun üzerine kendi isteğiyle sadık bir askeri tarafından hançerlenerek öldürülmüştür.

Roma egemenliği dönemi
Babası VI. Mitridat'a ihanet eden II. Farnekes bunun karşılığında "Roma'nın dostu ve müttefiki" sıfatıyla Pontus kralı ilan edilmiş ve krallık vasal bir Roma krallığı olarak yaşamaya devam etmiştir. Ancak Gnaeus Pompeius Magnus ve Jül Sezar'ın arasındaki çekişmeyi fırsat bilen II. Farnekes Kırım'dan gelerek Samsun'u kuşatmış, Roma'ya sadık kalmak isteyen kent dirense de düşmüş ve halk Pontus ordusunca kılıçtan geçirilmiştir. Bir yıl sonra Zela Muharebesi'nde Sezar komutanlığındaki Roma ordusu II. Farnekes'in komutasındaki Pontus ordusu ile karşı karşıya gelmiş, savaştan zaferle çıkan Sezar ünlü veni, vidi, vici sözünü yazdığı bir mektubu başkent Roma'ya göndermiştir. Samsun ise Roma Cumhuriyetine olan bağlılığından dolayı serbest şehir olarak tanımlanmış ve vergiden bağımsız, kendi kendini yöneten bir kent olarak Roma Cumhuriyetine bağlanmıştır.

Jül Sezar'ın suikaste uğramasının ardından kurulan ikinci triumvirlik döneminde Sezar karşıtı olan Marcus Antonius tarafından Sezar'a bağlılığı halen devam eden Samsun'a Straton adında zalim bir komutan vali olarak atanmıştır. Aktium Muharebesi'nde Antonius'un yaşadığı hezimet ve intiharından sonra ilk Roma imparatoru olarak tahta çıkan Sezar'ın yeğeni ve evlatlığı Caesar Divi Filius Augustus tarafından Samsun'a eski durumu iade edilmiş ve tekrar serbest şehir olarak tanımlanmıştır. Önceleri Bitinya eyaletine bağlı olan şehir sonraları Galatya eyaletine bağlanmıştır. 111-113 yılları arasında Samsun valisi olan olan Pline'in imparator Trajan'a yazdığı mektuptan şehrin yerel bir meclis tarafından kendi yasalarıyla yönetildiği öğrenilmektedir. Fakat başkent Roma'dan gelen emirler ne olursa olsun yerine getirilmek zorundaydı. 2. yüzyılın sonlarından itibaren şehir özel durumunu yavaş yavaş kaybetmiş ve merkezî yönetime daha bağlı bir yönetim anlayışı hakim olmaya başlamıştır.

Bizans dönemi
Roma İmparatorluğunun 395'te bölünmesiyle birlikte doğu topraklarına hükmeden Bizans İmparatorluğunun hakimiyet bölgesinde kalan Samsun önceleri Helenopontus eyaletine, I. Justinianos dönemiyle birlikte de Armeniak bölgesine bağlanmıştır. Ayrıca şehir bir piskoposluk merkezi haline getirilmiştir.

Bir ara Mutasım'ın emriyle 863 yılında Malatya Emiri Ömer bin Abdullah şehri ele geçirilip yağmalasa da şehir tekrar Bizans hakimiyetine girmiştir. Şehir 14. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Ceneviz Cumhuriyeti egemenliğine geçse de bu durum savaşla değil Bizans'ın Ceneviz ile yaptığı anlaşmalar sonucu kentin boşaltılmasıyla gerçekleşmiştir. Bu dönemde kent bir ticaret kolonisi olarak yaşamaya devam etmiştir.

Türk egemenliğinde Samsun
  • Selçuklu dönemi
Malazgirt Meydan Muharebesi sonrasında Anadolu'ya giriş yapan Türk ailelerinden olan Danişmendliler Orta Karadeniz'e doğru akınlar yapmaya başlamışlar ve Samsun'u da kuşatarak Danişmendliler Beyliğine dahil etmek isteseler de başarısız olmuşlardır. Bunun üzerine Melik Gazi mevcut kentin yanına yeni bir yerleşim daha kurmuş ve iki Samsun meydana gelmiştir. Müslüman halk arasında eski kente "gavur Samsun", yeni kente ise "Müslüman Samsun" denmekteydi. Samsun Kalesi'ni inşa eden Danişmendlilerin tahkim ettiği Samsun, II. Kılıç Arslan'ın son dönemlerinde Anadolu Selçuklu Devleti himayesine girmiştir.

1204'te Latin İmparatorluğunun kurulmasını takiben Konstantinopolis'ten kaçan Bizans soylularından I. Aleksios Komnenos doğuda Trabzon İmparatorluğunu, I. Teodor Laskaris ise batıda İznik İmparatorluğunu kurmuştur. Kalan yerlerde ise Anadolu Selçuklu Devleti hakimiyeti devam etmekteydi. Bu dönemde eski Samsun'da Sava isminde Bizanslı eski bir vali bulunuyordu ve Ceneviz adına şehri idare ediyordu. I. Aleksios Komnenos her iki Samsun'u da fethetmesi için kardeşi David Komnenos'u göndermiş, bunun üzerinde Müslümanlar da Anadolu Selçuklu sultanından yardım istemişlerdir. 1206 yılında I. Gıyaseddin Keyhüsrev Trabzon üzerine sefere çıkmıştır. 1228 yılında I. Andronikos Samsun ve Sinop limanlarını yağmalasa da I. Alâeddin Keykubad sefere çıkarak bölgede otoriteyi tekrar sağlamıştır.
  • Anadolu beylikleri dönemi
Bir hafta sürdükten sonra 3 Temmuz 1243'te sonlanan Kösedağ Muharebesi sonucunda Moğol İmparatorluğuna bağlı bir devlet haline gelen Anadolu Selçuklu Devleti II. İzzeddin Keykavus, IV. Kılıç Arslan ve II. Alâeddin Keykubad'ın üçlü yönetimiyle yönetilmeye başlamıştır. Samsun II. Alâeddin Keykubad'ın yönetim bölgesi içerisinde yer almış, onun ölümünden sonra ise bölge IV. Kılıç Arslan'a kalmıştır. 1260 yılında Trabzon İmparatorluğu tarafından işgal edilen kent 1296'da Pervaneoğulları Beyi Muineddin Mesud tarafından yağmalanmış ve ele geçirilmiştir. Bu sırada Muineddin Mesud Cenevizliler tarafından kaçırılmış, şehrin yönetimi ise Moğollar tarafından gönderilen Mücireddin Emir Şah'a geçmiştir. Eski şehir ise hala Cenevizlilerin kontrolündeydi. Bu dönemde Trabzon'a alternatif önemli bir ticaret limanı olmaya başlamış ve hem Anadolu hem de Mezopotamya kervan yolları için önemli bir çıkış kapısı alternatifi olmuştur.

14. yüzyılın ortalarında Eretna Beyliğine geçen Samsun Alaeddin Eretna'nın ölümünden sonra Canik beylikleri arasında sık sık el değiştirmiştir. 1395 yılında Candaroğulları Beyliğinin elinde bulunan Samsun kısa bir süreliğine Osmanlı Devleti hakimiyetine girse de daha sonra Kubadoğulları Emirliği tarafından ele geçirilmiştir. 1398 yılında I. Bayezid, Kubadoğulları üzerine yürümüş ve Samsun'u Osmanlı topraklarına katmış, Bulgar çarının oğlu İskender'i vali tayin etmiştir. Hristiyanların bulunduğu eski Samsun'a ise Ceneviz ile barış içerisinde bulunulması nedeniyle dokunulmamıştır.

1402'de I. Bayezid'in Ankara Savaşı'nda Timur'a yenilmesi sonrası Fetret Devri'ne giren Osmanlı Devletinin zayıflığından yararlanan Kubadoğulları tekrar Samsun'da hakimiyet kurmuşlardır. Timur'un atamasıyla Amasya çevresinde emirliğini ilan eden Mehmed Çelebi'yi tanımayan Kubadoğlu Ali Bey, Taceddinoğulları Beyliği üzerine yürüyerek Niksar'ı kuşatmıştır. Mehmed Çelebi ise Amasya'dan gelerek Kubadoğlu Ali Bey'i bozguna uğratmış ve Taşanoğlu Ahmed Bey'i Samsun valisi olarak atamıştır. 1414 yılına kadar Osmanlı himayesindeki Taşanoğulları Beyliği tarafından yönetilen Samsun, Kubadoğlu Ali Bey'in oğlu Kubadoğlu Cüneyd Bey tarafından kuşatılmış ve ele geçirilmiştir. Kubadoğlu Cüneyd Bey daha sonra Osmanlı padişahından af dilemiş, bunun üzerine vali olarak makamında bırakılmıştır. Kastamonu Emiri Celaleddin Bayezid'in oğlu Candaroğulları Beyi Hızır Bey, Kubadoğlu Cüneyd Bey'i öldürterek Samsun'u işgal etmiş, daha önce çelebi sanıyla anılan fakat padişah olunca I. Mehmed adıyla tahta oturan Osmanlı padişahı bölgenin tamamen devlete bağlanması için Biçeroğlu Hamza Bey'i görevlendirmiştir. Eski Samsun'a saldıran Biçeroğlu Hamza Bey, Cenevizlilerin kaleyi ateşe verip kaçmaları ile birlikte şehri savaşmadan ele geçirmiştir. Amasya Valisi Murad Çelebi ise Hızır Bey'in elinde bulunan Samsun'a yönelmiş, Hızır Bey kenti savaş yapmadan Osmanlılara teslim etmiştir. Böylece iki Samsun da Osmanlı hakimiyeti altına girmiştir. Samsun Tâcü't-Tevârih'e göre 1419, Âşıkpaşazâde'nin Tevârîh-i Âl-i Osman'ına ve Oruç Bey'in Tevârîh-i Âl-i Osman'ına göre ise 1416 yılında Canik Sancağı adıyla Sivas Eyaletine bağlı olarak Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Mehmed Çelebi'nin padişah olmasından sonra Amasya valisi olan oğlu Murad Çelebi, II. Murad sanıyla 1421'de tahta çıkmıştır. II. Murad'ın ilk yıllarındaki saltanat kavgası dönemini fırsat bilen Türkmenler Tokat, Amasya, Artova ve Sinop'a saldırmışlar, Kubadoğlu Cüneyd Bey'in oğlu Canik Emiri Hüseyin Bey de karışıklıktan faydalanıp 1422'de Samsun'u ele geçirmiştir. Lala Yörgüç Paşa tarafından Amasya'ya çağrılan Türkmen liderlerinin kılıçtan geçirilmesi üzerine Hüseyin Bey bizzat Amasya'ya giderek teslim olmuştur. 1428'de Canik beylerinin elinden alınan Samsun, Lala Yörgüç Paşa'nın oğlu Hızır Bey'in yönetimine verilmiştir.
  • Osmanlı dönemi
Osmanlı egemenliğinde geçen 15, 16 ve 17. yüzyıllarda önemsiz bir iskele kenti olarak kalan Samsun, bu dönemlerde çevre bataklıklarda imal edilen kendir ve halatlar ile savaşlarda orduya erzak yardımı yapması dışında unutulmuş bir kent görünümündeydi. Bu nedenle de birçok kez eşkıya saldırılarına maruz kalmıştır. Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım Hanlığı Osmanlı İmparatorluğunun elinden çıkınca şehrin ticareti de iyice gerilemiştir.

Baba Zünnun İsyanı sırasında Samsun Beyi Mehmet Bey sağladığı başarılar nedeniyle yükselmiş ve Çaldıran Muharebesi'ndeki katkıları nedeniyle de paşa seviyesine yükselmiştir. Bu dönemde Sivas Vilayetine bağlı olan Samsun Trabzon Vilayetine bağlanmıştır. En zor dönemini 17. yüzyılda yaşayan şehir III. Mehmed döneminde Kazakların saldırısına uğramış, büyük zarar görmüştür. Zamanla halkın kenti terk etmesiyle Samsun, 1642 ve 1643 yıllarında köy düzeyine kadar inmiştir.

1774 yılında Canik muhassıllığına atanan Muhassıl Canikli Ali Paşa'nın ailesi 1808 yılına dek bölgeye hakim olmuştur. III. Selim'in son dönemlerinde muhassıl olarak atanan Hazinedar Süleyman Ağa'nın ailesi ise 19. yüzyıl ortalarına kadar Canik ve dolayısıyla Samsun'da söz sahibi olmuşlardır. Bu dönemden sonra ise Samsun'a mutasarrıflar atanmaya başlamıştır. Samsun'da görev yapan mutasarrıflar arasında Ziya Paşa da bulunmaktadır.

19. yüzyıl ortalarından itibaren Samsun, tütün ekiminin yaygınlaşması ve buharlı gemi ticaretinin Karadeniz'de de başlaması ile tekrar gelişmeye başlamıştır. Şehrin ticarî ve ekonomik potansiyeli arttığı gibi nüfusu da gelişmiştir. Trabzon ve Ege kıyılarından Türklerin, İç Anadolu'daki Rumlar ile Ermenilerin ve Avrupalı tüccarların şehre yerleşmeye başlaması, Kafkasya göçmenlerinin Samsun'a yerleştirilmeleri gibi etmenler nüfus gelişiminde etkili olmuştur. Karadeniz kıyısının önemli transit limanlarından biri konumuna gelen Samsun zengin bir ticaret kenti görünümüne girmiş, 1869 yılında çıkan Büyük Yangın ile şehrin neredeyse tamamı yansa da Fransız bir mimara yaptırılan planlama neticesinde planlı bir şekilde yeniden imar edilmiştir.

1893 yılında yapılan nüfus sayımına göre Samsun'un nüfusu 67.624 idi. Nüfusun %49.4'ünü Müslümanlar, %48.6'sını Rumlar, kalan %2'yi ise Ermeni, Bulgar ve Yahudiler oluşturmaktaydı.

1870 yılında Savvas İyonnidis tarafından kaleme alınan Pontus ve Trabzon Üzerine isimli kitapta Megali İdea ülküsü anlatılmış, gerçekleştirme yolları olarak ise çetecilik faaliyetlerinden bahsedilmiştir. Megali İdea yolunda siyasî bir çözüm yolu olabileceği düşüncesi ise II. Meşrutiyet sonrası doğmuş, Birinci Balkan Savaşı sırasında gelişmiş, 1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla eyleme dönüşmüştür. İyonnidis'in bahsettiği çetecilik faaliyetlerine Samsun'da ilk defa Amasya Metropoliti Germanos Karavangelis'in 1908'de örgütlediği Rum çetelerinin faaliyetleriyle rastlanmaktadır. Rum çeteleri Samsun'da eylemlerde bulunmuş, Türk köylerine baskınlar yapmıştır.

Rumlar yalnızca silahlı mücadeleye girmemiş, ekonomik alanda da çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Ekonomik açıdan güçlü olan Rumlar, dönemin Samsun Şehremini Papasoğlu Yorgaki Efendi'nin de desteğiyle çeşitli yollarla tütün tarlalarına el koymuş, satın almış ya da tefecilik yoluyla ele geçirmişlerdir. O dönem Samsun Şehremaneti Meclisi'nin yönetim kurulu 7 Rum, 1 Türk; Samsun Ticaret Odası'nın yönetim kurulu 4 Rum, 3 Ermeni, 1 Türk; Samsun Ziraat Meclisi'nin yönetim kurulu 6 Rum ve 2 Türk'ten oluşmaktaydı.
  • I. Dünya Savaşı sırasında
28 Mayıs ve 10 Haziran 1915'te Rusya İmparatorluğu Karadeniz kıyısındaki diğer Osmanlı liman kentleriyle birlikte Samsun'u da bombalamış, bu olay kenti zor duruma sokmuştur. En büyük zararı ise Rüsumat Dairesi yaşamış, rüsumata ait bir bina, bir gümrük ambarı, bir kulübe ile gazhane deposu tamamıyla tahrip olmuştur. Ayrıca çok sayıda filika, çapar, motor gibi ulaşım aracının yanı sıra çeşitli cinste gemiler ile Şimendifer İskelesi, Gümrük İskelesi, Gazhane İskelesi tahrip edilmiş; Kılıçdede Mahallesi, Gazhane, Kumcağız civarları zarar görmüştür. Temmuz ayında daha kapsamlı bir saldırıda bulunan Ruslar belediyeye ait iskeleler, Hançerli, Rum, Ermeni mahalleleri, buğday pazarı ve limandaki yük gemilerini hedef almıştır. Birçok iskele ve depo da bombalamadan nasiplerini almışlardır.

1916 yılında tekrar saldıran Ruslar Samsun Limanı'nı hedef almış, 25 Mayıs 1917 yılında Romanya Krallığına ait uçaklar kent üzerinde denetim uçuşları yapmışlardır.

Rus bombardımanlarıyla geçen yıllarda Rum çetelerinin faaliyeti azalsa da tamamen durmamıştır.
  • Mondros Mütarekesi ve Kurtuluş Savaşı sırasında
I. Dünya Savaşı'ndan hezimetle çıkan Osmanlı İmparatorluğunun imzaladığı Mondros Mütarekesi ülkenin her yanını işgale açık hale getirmiştir. Mütarekeyi takip eden süreçte Osmanlı Hükûmeti toplumsal huzuru ve toprak bütünlüğünü yeniden sağlama siyasetini yürütmek isterken Karadenizli Rumlar ise katliam ile karşı karşıya olduklarını iddia edip toprak talep ediyorlardı. Rumların bu siyasî çalışmaları batı dünyasında etkili olmuş ve Anadolu'daki Rum ve Ermenilerin yardıma muhtaç olduğu algısını yaratmıştır. Yunanistan Krallığı, Karadeniz'deki asayiş sorununu gerekçe göstererek bölgenin işgal edilmesini talep etmiştir. Bunun üzerine Karadeniz kıyılarında asayişten sorumlu olan Britanya İmparatorluğu üç ve Fransa Cumhuriyeti bir savaş gemisi göndererek mutasarrıftan bilgi almışlardır.

I. Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında da Türk köylerine saldırılarda bulunan Rumlar, Megali İdea ülküsünü gerçekleştirmek adına Kurtuluş Savaşı sürerken de bu saldırılarına devam etmişlerdir. Kent çıkışları silahlı çeteler tarafından tutuluyor, kent yakınlarından yaylım ateşleri açılıyor, günümüzdeki Çiftlik Caddesi'nin civarında yer alan Hamdi Paşa Çiftliği'nin yanındaki Rum mezarlığından her gece silahlar atılıyordu. Türkler ise "gavur azması" olarak adlandırdıkları bu saldırılardan korunmak için silahla nöbet bekliyorlardı. Ayrıca Rumlar, Yunanistan'ın bağımsızlık günü olan 7 Nisan'ı Samsun'da konferanslar vererek, Yunan kültürünü betimleyen maketler gezdirerek kutlamışlardır.

1918'in nisan ayında Germanos Karavengelis, çete liderlerini toplayarak her birine çeşitli sorumluluk bölgeleri vermiş ve çeteler daha sistemli olarak faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Yol kesmek, köy basmak, fidye toplamak, postaları soymak gibi çeşitli yöntemlerle çalışan çeteler ayrıca kazığa oturtma, kasatura ile karın yarma gibi işkence biçimlerini de kullanıyordu.

9 Mart 1919 tarihinde 15. Tümen Kumandanı Mustafa Asım Bey ve Samsun Mutasarrıfı İbrahim Ethem Bey'in şehirde sıkıyönetim ilan etmesiyle 200 kişilik Britanya askerî müfrezesi tarafından Mondros Mütarekesi şartları gerekçe gösterilerek şehir işgal edilmiştir. Rumlar tarafından sevinçle karşılanan işgal kuvvetleri İlyasköy'deki sekiz kışlaya yerleşmiş, daha sonra gelen 150 kişilik ANZAK kuvvetlerinin bir kısmı kışlaya bir kısmı ise Samsun Sultanisi binasına yerleşmiştir. Rum çetelerinin baskınları ve işgal kuvvetlerinin kışlaları doldurması dolayısıyla 15. Tümene bağlı erlerden bir kısmı kaçmış, çoğu ise terhis edildiğinden dolayı Samsun'daki tümenin mevcudu 4/3 oranında azalmıştır. 1 Şubat 1920'de halk Samsun Şehremaneti önünde toplanarak işgalleri protesto etmekte iken aynı sırada kara birliklerine ek olarak Amerikan savaş gemilerinin Samsun Limanı'na yanaşmasını kutlayan Rumlar şehremanet binasını işgal etmiş, olaylar büyümüştür.

30 Nisan 1919'da 9. Ordu müfettişliğine atanan Mustafa Kemal, 19 Mayıs günü Samsun'a ulaşmıştır. Görevinin gereklerini yerine getirmeye koyulan Mustafa Kemal bazı incelemelerde bulunmuştur. Bu incelemeler sonucunda Rum çetelerinin Müslüman halka saldırdığı, yerel yöneticilerinse dış devletlerin de duruma karışmasıyla bu olaylara müdahale edemediği kanısına varmıştır. Bunun üzerine Canik mutasarrıfını görevden alarak yenisini atamış ve bölgede oluşan karışıklıklara yabancı askerlere aldırmaksızın doğrudan müdahale etmesini emretmiştir.

Mustafa Kemal'in Samsun'dan ayrıldıktan sonra başkanlık ettiği Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi'nin ortaya koyduğu millî heyecan Samsun'da da etkisini göstermiş ve Samsun Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Daha öncesinde Cemiyet-i Hayriye-i İslamiye, İhtiyat ve Zabıtan Cemiyeti, Karadeniz Türkleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Oymak Teşkilatı adında cemiyetler kurulmuş olsa da etkili olamamışlar, bunların arasından yalnızca Oymak Teşkilatı kayda değer çalışmalar yapabilmiştir.

7 Mayıs 1920'de Samsun'a gelen Şefik Avni Paşa 15. Tümen kumandanlığını üstlenmiş ve Büyük Millet Meclisi'nin yardımlarıyla tümen yeniden silahlandırılmıştır. 10 Temmuz 1920'de kurulan Umur-u Bahriye Şubesi'ne bağlı olarak Samsun Bahriye Muhafız Müfrezesi kurulmuş ve Rum çetelerine karşı mücadele etmeye başlamıştır. 1920'nin sonlarına doğru da giderek büyüyen müfreze tam kadrolu bir tabur haline gelmiştir. Rum çeteleri ile Samsun Bahriye Muhafız Müfrezesi'nin şiddetli çatışmalara girdiği 1921 ilkbaharında Türk çete lideri Topal Osman da Samsun'a gelmiştir. Britanya ve Fransa güçlerinin şehirden çekilmesiyle birlikte Rum çetelerine karşı Samsun Bahriye Muhafız Müfrezesi, Topal Osman ve 15. Tümen büyük bir karşı saldırı başlatarak Türk köylerine saldıran çetelere büyük darbe vurmuşlardır. 15. Tümenin 17 Mayıs 1921 tarihinde batı cephesine hareket etmesi üzerine Samsun'da 10. Tümen oluşturulmuş, vekil olarak Samsun Askerlik Dairesi Başkanı Yarbay İsmail Hakkı Bey atanmıştır. İsmail Hakkı döneminde de Rum çeteleri ile çatışmalar devam etmiştir. Ardından Cemil Cahit Bey tarafından devralınan tümen onun döneminde Samsun çevresindeki Rum çetelerini büyük oranda imha etmiştir. Rum çetelerinin çoğunun yok edilmesinden ve dağıtılmasından sonra Samsun İstiklal Mahkemesi yargılamalara başlamış, 79 kişi idama, 5 kişi 15 sene 1 kişi ise 5 sene küreğe, 17 kişi seferberlik sonuna kadar 1 kişi de 10 seneliğine hapis cezasına mahkûm edilmiştir.

Samsun Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, kentte tehlikenin sona ermesiyle birlikte 30 Ağustos 1921'de Saathane Meydanı'nda miting düzenlemiştir. Mevcut durum hakkında konuşmalar ile bilgilendirmelerin yapıldığı miting müftünün duasıyla sona ermiş ve Ankara Hükûmeti'ne bağlılık telgrafı çekilmesi kararı alınmıştır. 6 Ocak 1922'de ise Samsun Türk Ortodoks Cemiyeti Ruhani Lideri Papa Atnas tarafından Samsun'a davet edilen Türk Ortodoksları Ruhani Lideri Papa Eftim'in de katılımıyla bir bildiri okunmuş ve Türk Ortodokslarının Ankara'ya bağlılıklarını açıklamışlardır. Aynı yıl Samsun Ermenileri de bir bildiri ile İstanbul Ermeni Patrikhanesi ile ilişkilerini kestiklerini ve Ankara'ya bağlı olduklarını duyurmuşlardır.

Karadeniz'de ellerindeki birkaç küçük gemiyle Sovyetler Birliği'nden silah ve cephane getirmeye çalışan Türk denizcileri, Yunan avcı botları ve savaş gemileriyle baş etmekte zorlanıyorlardı. Daha büyük gemilere ihtiyaç duyan gemiciler için Trabzon Nakliyatı Bahriye Kumandanı Fahri Bey'in planı doğrultusunda, Yunanların Karadeniz'deki büyük ticaret gemilerinden birinin ele geçirilmesine karar verilmiştir. Plana göre Sovyetlerin Novorossiysk Limanı'nda yükleme yapan Enosis kargo gemisi yola çıktıktan sonra iki küçük Türk gambotu tarafından durdurulup el konularak gizlice Trabzon'a getirilecekti. Plan 26 Nisan 1922 akşamı hayata geçirilmiştir. Birkaç saat süren kovalamacadan sonra Enosis, içindeki 500 bin liralık malzeme ile altınlarla birlikte ele geçirilmiş ve Trabzon adı verilerek Türk nakliye filosuna katılmıştır. O güne kadar yalnızca taşımacılık yapan Karadeniz'deki Kuva-yi Milliyeci denizciler, bu harekatla ticarî gemiler yoluyla Yunan güçlerine darbe vurmaya başlamışlardır. Yunanlar ise misilleme olarak Samsun Bombardımanı'nı planlamışlardır.

7 Haziran 1922 tarihinde sabaha karşı Georgios Averof ve Kilkis zırhlıları, panter sınıfı iki muhrip, iki yardımcı kruvazör ve dört küçük mayın tarayıcı gemiyle Yunan filosu Samsun açıklarına gelmiştir. Savunma önlemleri alan Samsun Bahriye Muhafız Müfrezesi ve 10. Tümen siperlere cephane yığmaya başlamış, sahile topçu bataryaları yerleştirilmiştir. Yunanlar saat 10.00 civarında gözlemci sıfatıyla Samsun Limanı'nda demirli olan Amerikan gemilerine Samsun Mutasarrıfı Faik Bey'e verilmek üzere protesto mektubu vermiş, mektup mutasarrıfa ulaştırılmıştır. Protestoda Samsun'un askerî üs haline getirildiği ve kent özelliğini kaybettiği belirtilerek şehrin teslim edilmesi istenmiştir. Ankara Hükûmeti ile yapılan telgraflaşma sonucunda bu istek reddedilmiş, Samsun'un açık bir şehir olduğu ve bombalanamayacağı şayet bombalanırsa tüm sorumluluğun Yunanistan Krallığı'na ait olacağı cevabı verilmiştir. 15.30'da hükûmet konağı, kıyıdaki ambarlar ve deniz araçları, kentin batısındaki Rus petrol tankları ile Amerikalı ve Hollandalı tüccarlara ait tütün depoları hedef alınarak bombardıman başlamış, Türk tabyaları ise sahildeki topçu bataryaları ile cevap vermiştir. İki saat süren bombardıman sırasında Yunan gemileri 500'den fazla mermi kullanmış, 4 asker ölmüş ve 3 asker de yaralanmıştır. Ayrıca 4.170 teneke petrol, 68.368 kg benzin, 900 kilogram ispirto ile askerî yiyecek ambarı yanmış; 48 ev, 3 dükkan, hükûmet konağı, gümrük binası, Canik Surp Nigoğayos Ermeni Kilisesi ve yetimhanesi yıkılmış, sahildeki 16 balıkçı teknesi hasar görmüştür. İki saat sonunda Georgios Averof zırhlısının çekilmesiyle birlikte diğer gemiler de çekilmiş ve bölgeyi terk etmişlerdir.

Bombardımandan sonra toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi 12 Haziran ve 16 Haziran 1922 tarihli toplantıları sonucu bütün Karadeniz sahillerini savaş alanı ilan ederek bölgedeki Rumların tehcirine karar vermiştir. Samsun'daki Rum çeteciliğinin önde gelen ailelerinden Yelkencioğulları, Andavallıoğulları ve Enfiyecioğullarına ek olarak varlıklı Rumlar Dahiliye Vekaleti'nin izniyle İstanbul'a gitmişlerdir. Ardından 10. Tümen kumandanı olarak atanan Trabzonlu Albay Veysel Bey döneminde Rum çetelerini organize eden idareciler yakalanmıştır. Trabzonlu Albay Veysel Bey'in batı cephesine atanmasıyla yerine Mustafa Bey atanmış ve Rum çetelerine onun döneminde büyük darbeler vurulmuştur. 10. Tümen Tugay Kumandanı Kurmay Yarbay Hafız Zühtü Bey'in de Çarşamba ve Ünye civarındaki çeteleri temizlemesiyle Samsun ve yöresi Rum çetelerinden tamamen temizlenmiştir. Türk zaferiyle birlikte Megali İdea ülküsü tarihe karışmış, batı cephesindeki 15. Tümen Samsun'a dönmüş ve 10. Tümen dağıtılmıştır.
  • Türkiye dönemi
Kurtuluş Savaşı'nın sonlanması ve Türkiye Cumhuriyetinin ilanı ile Türkiye sınırları içerisinde kalan Samsun, sancak ve mutasarrıflıkların il yapılmaları üzerine il statüsü kazanmıştır. 1923 mübadelesi ile şehirdeki Rumlar Yunanistan'a göç etmiş, Rumlardan boşalan yerler ise mübadillere tahsis edilmiştir.

Cumhuriyetle birlikte il olan Samsun il merkezi dışında Bafra, Çarşamba, Havza, Terme ile Vezirköprü olmak üzere beş farklı ilçeye bölünmüştür. Bu ilk beş ilçe dışında ilk olarak 1 Haziran 1928 yılında Ladik'in ilçe yapılmasıyla Samsun'daki ilçe sayısı altıya yükselmiş, 1934'te Kavak, 1944'te de Alaçam ilçelerinin kurulmasıyla şehirdeki toplam ilçe sayısı sekiz olmuştur. 19 Haziran 1983 tarihinde kabul edilen 3392 numaralı kanun ile de Salıpazarı, Asarcık, Ondokuzmayıs ve Tekkeköy ilçeleri kurulmuştur. 9 Mayıs 1990'da kabul edilen 3644 numaralı kanunla ise Ayvacık ve Yakakent adında iki ilçe daha kurulmuştur. 2 Eylül 1993 tarihinde kabul edilen 504 numaralı kanun hükmünde kararname ile büyükşehir belediyesi kapsamına alınan Samsun'un merkez ilçeleri de büyükşehir ilçeleri adını almıştır. 6 Mart 2008'de 5747 numaralı kanun ile Atakent, Kurupelit, Altınkum, Çatalçam ve Taflan beldelerinin birleşerek Atakum beldesine katılmasıyla Atakum; Gazi ve Yeşilkent beldelerinin İlkadım'a katılmasıyla İlkadım adında bir ilçe kurulması ve Canik beldesinin de ilçe yapılması karara bağlanmıştır. Bu değişiklik ile büyükşehir ilçeleri Atakum, İlkadım, Canik, Tekkeköy olarak belirlenmiştir. 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı kanun ile 2014 Türkiye yerel seçimlerinin ardından büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki sınırları oldu.

1927'de elektrik şebekesinin hizmete açıldığı şehrin su şebekesine kavuşması ise 1929 yılını bulmuştur.
Samsun Kalesi'nin tek fotoğrafı.
Samsun Bahriye Muhafız Müfrezesi karargah binası önünde fotoğraf çekilen subaylar.
Samsun Ermenilerinin İstanbul Ermeni Patrikhanesi'nden ayrıldıklarını ve Ankara Hükûmeti'ne bağlılıklarını açıkladıkları bildiri.
1922'de ele geçirilerek Trabzon adı verilen Yunan kargo gemisi Enosis.

T.C. Samsun Büyükşehir Belediyesi

Samsun, Türkiye'nin en kalabalık on altıncı şehri ve Karadeniz'in Orta Karadeniz Bölümü'nde yer alır.

samsun, 19 mayıs, alaçam, asarcık, atakum, ayvacık, bafra, canik, çarşamba, havza, ilkadım, kavak, ladik, salıpazarı, tekkeköy, terme, vezirköprü, yakakent, belediye, büyükşehir, samsun büyükşehir belediyesi, karadeniz,